Antonio VIVALDI
(1678 - 1741)
Barok müziğin bir
diğer popüler ismi ise Antonio Vivaldi’dir. J.S. Bach’ta çok popüler bir isimdir
ancak barok dönemin simge ismidir. Antonio Vivaldi ondan farklı olarak barok
müziği hiç sevmeyen kişiler tarafından bile yoğun beğeniye mazhar olmuş bir
besteci ve keman sanatçısıdır. Bazı insanlar için Vivaldi denince akan sular
durur, bazıları ise kendini sürekli bir tartışmanın içinde bulur. Bu genellikle
klasik batı müziğiyle ilgilenen ve ilgilenmeyen kişileri ortaya çıkarır. Klasik
batı müziğiyle yakından ilgilenen, bu konuda entellektüel bir birikime sahip
kişiler genelde Vivaldi’ye tapınmazlar. Bu diğer “her türü dinleyen” insanların
tarzıdır. Bu tapınmamanın ve tartışmanın ana nedeni Vivaldi’nin her eserinin
birbirinin kopyası olacak kadar yakın benzerlikler göstermesidir. Bu tabi ki
“Adamın kendine has stili var. Kendi müziğini yaratmış” diyenler kadar “Çünkü
başka birşey becerememiş” diyenleri de haklı çıkaracak bir tartışmadır ve dünya
döndükçe hiç durulacak gibi görünmemektedir.
11 Haziran 1669’da Venedik/İtalya’da doğan Vivaldi, tüm bu tartışmalara rağmen
en eğlenceli ve dinlemesi hoş müzikleri yaratan bestecilerin başında gelir.
Vivaldi’nin müziği önyargısız ilk defa dinlendiği zaman tüm zamanların en güzel
müziği gibi gelebilir.
Babası St. Mark kilisesinin orkestrasında çalan usta bir kemancıydı. Vivaldi henüz kendi eserleriyle ün kazanmadan önce babasıyla birlikte ikili keman konserleri verdi ve bu konserler tanınmasında da büyük ölçüde etkili oldu.
Bir papaz eğitimi alan Antonio Vivaldi 1703 yılında resmen papazlık görevine atandı. Ama aynı yıl başka bir işe daha girdi. Ospedale della Pietà adındaki bir kızlar yetimhanesinde keman öğretmeni oldu. Buradaki görevi yetim ya da sakat kızlara keman çalmayı öğretmek ve onlara konserlerde seslendirmeleri için her ay iki konçerto yazmaktı. Venedik'teki yetimhanede verilen bu konserler bir süre sonra bir gün konseri veren kızlarla tanışmak üzere katıldığı bir yemekten sonra, ayrılırken "bu çirkin kızların tümüne aşık" olduğunu yazar. Bir süre sonra kent seçkinleri de kızlarını bu aynı yetimhane okuluna göndermeye başladılar. Vivaldi daha sonraki yaşamının hemen hemen tümünü burada geçirdi. Ne var ki operaya olan ilgisi onu sık sık Venedik'ten uzaklaştırıyordu. 1710 yılında opera yazmaya başlayan Vivaldi bundan sonra kendini özellikle opera yazmaya verdi. Bilinen 49 operasýndan 22'si saklanıp bugüne kadar gelmiştir.
Antonio Vivaldi, 38
yaşında Hesse Darkstadt Kontu’nun yanında besteci ve keman sanatçısı olarak
çalışmış, bu görevi 1713 yılına kadar sürdürmüştür. Kızlar yetimhanesinde
çalışırken bu okulla birlikte Avrupa’nın pek çok yerinde konser vermiştir.
Burada çalıştığı süre zarfında eserlerinin bir çoğunu bu koro ve orkestra için
yaratmıştır. 1725 yılından sonra tek başına konserler vermeye, konçertolar
yazmaya başlamış ve Avrupa çapında büyük ün sahibi olmuştur. Antonio Vivaldi’nin
hemen tüm yaratıları keman konçertosu biçimindedir. Müzik tarihinin ilk
konçertolarının yazıldığı döneme rast gelir, hatta konçerto eserlerin yaratıcısı
olarak kabul edilir. Bu yüzden Konçertonun Babası diye anılır. Ancak, Vivaldi
herkesin zannettiği gibi sadece keman ve orkestra eserleri yazmamıştır. Kemanın
yanısıra flüt, obua, fagot gibi çalgılar için yazdığı birçok konçerto ve
konçerto grosso’nun yanısıra, birçok sahne kantatı ve bilinen 38 opera eseri
vardır ve
yaklaşık 230'u keman için olmak üzere, 450 konçerto yazmıştır.
Vivaldi, kazandığı ünü yaklaşık 10 yıl sonra kaybetmiş ve 23 Temmuz 1741’ve
Viyana/ Avusturya’da açlıktan ölmüştür. Yarattığı birçok unutulmaz eserin içinde
en bilinen ve halen popüler olan eseri Le Quatro Stagioni dell’Anno’dur. Bu
yapıtın Türkçe adı Dört Mevsim’dir. 4 ayrı konçerto eserinin toplanmasından
oluşmuş bu büyüleyici eser, müzikalite ve virtüözitenin bir arada sergilediği
büyük uyumla mükemmel bir müzik eserinin nasıl olması gerektiği konusunda ders
verir niteliktedir.
Opera, her ne kadar Vivaldi için önemli olsa da, bugün Vivaldi'nin önemi, bestelediği keman eserlerinde yatar. Çok usta bir çalgıcı olan Vivaldi'nin keman çalışını izlemiş olan Alman gezgin Johann Friedrich Armand von Uffenbach onun için "kimse bugüne kadar böyle çalmadı ve bundan sonra da çalamaz" diyordu.
Vivaldi'nin adı yüzyılımıza dek pek tanınmadı. Ancak 1920'den sonra yapılan araştırmalar sonucunda Vivaldi'nin yüzlerce eseri gün ışığına çıkmaya başladı.