
![]() |
|
|
İSPANYOL HOVARDASININ “MÜSTAHAKKINI” BULUŞU “DON GIOVANNI" ÜSTÜN AKMEN İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Alman ozan ve bestecisi Hoffmann’ın, "operaların operası" diye övdüğü, Mozart'ın doyulmaz güzellikte ses dantelleriyle dokunmuş anıtsal eseri “Don Giovanni"yi sahneliyor. Gerçekten, bu esere opera uzmanlarının ve eleştirmenlerinin de dediği gibi, türleri arasında belirli bir yer bulmak hayli güç. “Don Giovanni, Mozart'ın dram anlayışı ve estetik görüşü yanında, derin anlam ve simgeler de taşımakta. Hatta kimi uzmanlar, eserde Mozart'ın kendi insancıl inancından esinlenmiş bir çabaya yöneldiğini dahi ileri sürmekteler. Kabul görmüş işte bu özelliktir ki, “Don Giovanni”yi yüzyılların ötesine taşımış, Goethe gibi çok güç beğenen bir dehaya: "Müziğin karakteri “Don Giovanni” gibi olmalı. Faust'u yalnızca bir Mozart besteleyebilir" dedirtmiş.
"Don Giovanni"
gibi bir opera yazmak sihirli bir iş midir? Belki de... Evet, aşk kahramanı Don Juan’ın yaşamı, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde sahneleniyor. Esasında, Don Juan temasının işlenişi bildiğim kadarıyla milattan önceki yıllara dayanmakta. Konunun M.Ö 195 yılında, komedi yazarı Terentius tarafından ele alındığı sanılıyor. Geçmişinin, İspanya'nın ünlü Endülüs kenti Sevilla'da yaşayan bir kişiye kadar uzandığı da ayrıca öne sürülmekte. Bu arada, Don Juan tiplemesi değişik kaynaklarca “hastalıklı”, “doyumsuz”, “şeytansı”, “zeki”, “yakışıklı” ve “çekici” diye tanımlanırken, kimileri de: “İyi de, benzer üne sahip olan Casanova ile ne farkı var” diye sormaktan kendini alamıyor. İddiaya göre, yanıt Casanova’nın sadece bir “skorer” olmasından ibaret. Don Juan’ın varoluşçu bir kişiliği varmış. Yaşamın anlamını araştırması ve yaşamının merkezine kadınları koyup, bunalımlarından çıkışı böyle araması, Don Juan’ı (yada Don Giovanni’yi) egzistansiyalist olarak tanımlayanların yanına çekiyor. Casonava, sadece kaç kadın ile yattığını hesaplayan ve daha derin felsefeleri olmayan bir kişilik olarak tanımlandığına göre... Neyse!.. Mozart’ın, “Don Giovanni”yi Lorenzo Da Ponte’nin librettosundan notalara döktüğünü ve ilk kez 29 Ekim 1787’de Prag’da ve Türkiye’de ise ilk kez 1956 yılında Ankara’da sahnelendiğini bilgi dağarcığınız için anımsattıktan sonra oyuna, oynanışa geçelim. Yapıtın konusu, İspanya'da 1780'li yıllarda geçiyor. Yüzündeki maskesiyle maceradan maceraya koşan Don Giovanni, bu uğurda Commendatore'nin katili olur. Ölen adamın kızı Donna Anna, babasının cesediyle karşılaşınca sözlüsü Don Ottavio’ya intikam için ant içirir. Gerçek kimliğini sürekli saklayan Don Giovanni, yeni maceralar, yeni kurguladığı oyunlar içinde kadınlarla ilişkisini sürdürmektedir. Kendisine yardımcı olan uşağı ise, yaşananları içine sindiremese de, efendisinin verdiği altınlarla onun maceralarına ortak olur. Ve Don Giovanni, beklenen sona bilerek isteyerek, bir serüvenden diğerine atlayarak küstahça koşar. Orkestrayı (Nezih Seçkin ile dönüşümlü olarak) yöneten Antonio Pirolli’nin, gizemli akorlarla başlayan ilk temalardan itibaren, dinleyeni yorumuyla etkisi altına aldığını söyleyerek yazıya devam edeyim. Uvertürdeki minör gamların hüzünlü havası orkestra tarafından pek güzel verildiği gibi, artarda sıralanan gel-gitlerde salınan majör gamların yorumlanışı, “yaşam-ölüm” ikileminin dramatik bir gerilim içinde güçlü bir etkileşimle çizilmesini sağlıyor. Figen Koyunoğlu’nun özenli kostümleri içinde oynayan tüm kadro başarılı. Soprano Gülgez Altındağ’a takılacağım, ama üzmekten korkuyorum. Yok, sesine bir diyeceğim yok canııım... Hele II. Perdediki “Non mi dir, bell’idol mio”daki ses ıpıllığını kim yadsıyabilir! Leporello’da Bas Kenan Dağaşan da özellikle “Madamina, il catalogo é questo / delle belle che amo il padron mio” dizeleriyle başlayan aryada çok iyi. Gene de, aynı aryanın: “... é la grande maestosa, la piccina e ognor vezzosa, / delle vecchie fa conquista / pel piacer di porle in lista; ...” bölümündeki telaffuzunu bir daha gözden geçirmesini önereceğim. Tenor Hüseyin Likos’u dinlerken, tenor sesinin yetişmesindeki zorluğu bildiğimden olsa gerek, her keresinde dualar ediyorum. Likos, “Il mio tesoro intanto”da kutlanacak ölçekte mükemmel. Bas Sevan Şencan (Masetto), Bas Gökhan Ürben (Don Pedro) da iyiler. Soprano Özlem Soydan (Zerlina), benim cast’da adını görünce keyiflendiğim seslerden. Oyun gücü de var. Bu oyunda, kendisini cilveli aşk şarkısı “Batti, batti, o bel Masetto” da mutlaka dinlemenizi öneriyorum. Benim ilk kez dinlediğim ve seyrettiğim Burçin Çilingir de, hani kulaklardaki pası silenlerden... İyi bir Donna Elvira çiziyor, hele hele “In quali eccessi, o Numi” aryasında pek iyi. Suat Arıkan ise, Suat Arıkan... Suat Arıkan, hiç kuşkusuz sesinin titreşimlerini çok iyi duyumsayan, çok iyi bilen bir bariton. Göğüs sesine ya da kafa sesine geçerken sesindeki renk değişikliği var ya, bence her türlü övgüye değiyor. Zerlina’ya yaptığı serenatta (Deh vieni alla finestra) ve gizli duygusallıkla okuduğu “ La ci darem la mano”da müthiş. Prof. Günter Roth ise, “Don Giovanni”nin türüne bir türlü karar verememiş. “Opera Seria” mı, “Dramma Giocoso” mu, yoksa “Opera Buffa” mı... O zaman da mizansen dağılmış, karışmış, oyun süresi neredeyse üç buçuk saate çıkmış. Sahne üstü trafiği falan hak getire... Kalabalıkların köşelerde aksiyonsuz toplanması “sadık bir sahneleme” anlamına gelmez ki! Yücel Tanyeri’nin dekoru da, olamazcasına kötü. Uydurma serviler, kontrplaktan drapeli perdeler, sakil heykel... Dekorun kötülüğü dilerim Bakanlığın tahsisatının yetmemesinden kaynaklanmış olsun ve sonuç için Yücel Tanyeri değil, Bakanlık koltuğunda oturmuş olanlar utansın... (İstanbul Devlet Opera ve Balesi - Atatürk Kültür Merkezi Büyük salon / 12 Nisan Saat 15.30; 24 Nisan Saat 20.00; 08 Mayıs Saat 20.00’da - Telefon: 0212 251 10 23, 0212 251 56 00/7 Hat, Dahili 254) |
|