Son Güncelleme: 9 Eylül Perşembe 2010
40 adet aktif kullanıcı var.



 

ee

İNGMAR BERGMAN

İNGMAR BERGMAN'IN

 'SİHİRLİ FLÜT'Ü ÜSTÜNE

Ulaş Başar Gezgin
http://www.ekolojikpolitika.org


 İsveçli usta yönetmen İngmar Bergman’ın, Mozart’ın ‘Sihirli Flüt’ adlı opera yapıtını filme çekişi, 1975 yılına rastlıyor. Bu uyarlama, yapılışından bir çeyrek yüzyıl sonra, büyük teknik ve sanatsal dersler içeriyor. Opera yapıtlarının tiyatroya ve sahneye geleneksel bağımlılığını kırma yolunda gerçekten öncü bir çalışma. Daha ince yorumları yazının sonuna bırakarak, Bergman’ın sunduğu biçimiyle, olay kurgusunu ortaya serelim:

Bilindiği gibi, opera yapıtlarında, perde açılmadan önce gerçekleşen ‘üvertür’ adlı bir başlangıç bölümü vardır. Bu bölümde, insan sesi kullanılmaz. Seyirciler, üvertür boyunca, sahneyi değil, orkestrayı izlerler. Bergman, üvertür bölümünde, kamerasını seyircilere yöneltiyor. Değişik ırk ve uluslardan insanların görüntülerine yer veriyor. Özellikle bir kız çocuğuna odaklanıyor. Aslına bakılırsa, bu, Bergman denli bir ustadan beklenmeyecek biçimde ucuz bir kurgulama. Ama ilerleyen bölümlerde, yönetmen, yeteneğini konuşturuyor.

Yakışıklı genç Tamino bir ejderhadan kaçmaktadır. Çekişme içinde baygın düşer. Üç peri yardımına yetişir, ejderhayı haklarlar. Tamino baygın yatarken, periler, onun yakışıklılığına hayran olurlar. O’nun dertli kraliçeye çare olabileceğini düşünerek, kraliçeye haber verirler. Büyücü Sarastro, Kraliçe’nin güzel kızı Pamina’yı kaçırmıştır. Kraliçe bu yüzden, çok üzülmektedir. Tamino’ya Pamina’nın resmini gösterirler, Tamino –nasıl oluyorsa- ilk görüşte aşık olur. O’nu Sarastro’dan kurtarması için dolduruşa getirirler. O’na yardımcı olması için, çenesi düşük ve bir kadın özlemiyle yanıp tutuşan Papageno’yu görevlendirirler. Tamino’ya verilen sihirli flüt ve Papageno’ya verilen zil kutusu, Onlar’ı koruyacaktır. Pamina’ya ilk önce Papageno ulaşır ve O’na Tamino’nun resmini verir. Pamina da, aynı biçimde, ilk görüşte aşık olur. Tamino’yu ise, başka türden olaylar beklemektedir: Tapınakta karşılaştığı bilgin, O’na Sarastro’nun ne kadar adil bir yönetici olduğunu sözeder. Biz izleyicilerse, bilgin’in yalan söylediğini düşünürüz, çünkü Tamino’nun saflığı ve inanmazlığı başarılı bir şekilde verilmiş. Evet, bilgin doğru söylemektedir. Sarastro, iyi bir insandır. Üstelik, Pamina’nın babasıdır! Bir anda, bir aile kavgası içinde buluruz kendimizi. Kraliçe, açgözlüdür, dünyanın tek egemeni olmak istemektedir. Sarastro ise, öteki rahipler/vatandaşlarla birlikte, bir elçekmiş (münzevi) yaşamı sürmektedir. Kraliçe ve Sarastro, taban tabana zıt olan yaşam biçimlerine sahiplerdir. Pamina’nın babasıyla ilişkisi iyidir, ama annesini özlemektedir. Pamina, Papageno’ya kapılıp kaçmaya kalkışınca, O’nu kaçırmamaktan sorumlu olan görevli, Sarastro tarafından, kırk kırbaç cezasına çarptırılır. Bu görevli, Pamina’yı şiddetle arzulamaktadır. Ama arzusu karşılıksızdır. Bir yandan, Pamina ve Papageno, öte yandan, Tamino yakalanır. Tamino ve Papageno, manastırda bir tür nefis köreltme kürüne sokulur. Bir süre sonra, yönetici Sarastro, Tamino’nun iyi niyetine inanmıştır, kızını ve ardından tahtını, bir şartla, O’na vermek istemektedir. Bu şart, Tamino’nun üç sınavdan başarıyla geçmesidir. Sarastro, başrahip kurulunu toplar ve düşüncelerini sorar. Sarastro’nun istekleri oybirliğiyle kabul edilir. İlk sınavda, üç perinin akıl çelişlerine dayanacaktır; ikinci sınavda, Pamina’yı görecek ama O’nunla hiç konuşmayacaktır; üçüncü sınavda ise, alevli bir yoldan geçecektir. Tamino, üç sınavı da başarıyla geçer. (Bu arada, Papageno da, Papagena’sına varmak için benzer sınavlardan geçer. Çenesidüşüklüğü dolayısıyla, tam olarak başarılı olamasa da, Papagena’sına kavuşur.) Yapıtın sona erdiği düşünülürken, kraliçe ve kırk kırbaçın acısını unutmamış olan görevli, zırhları ve silahlarıyla çıkagelirler. Sarastro ve rahipler, onları bozguna uğratır. Artık bir hayli yaşlanmış olan Sarastro’nun görevi sona ermiştir. Flüdü eline alıp uzaklaşırken, herkes bir ağızdan elveda eder.

Bu anlatılış biçeminden, konunun nerede geçtiğinin anlaşılamayacağını tahmin ederek, olayların bir sahnede geçtiğini belirtmek istiyorum. Ama bu sahne, film tekniğinin engin olanaklarından faydalanılarak değerlendiriliyor. Bir tiyatro oyununda, geçişlerde, bir önceki olay, bir sonraki olayla fiziksel bir ilişkiye sahip olmalıdır. Olay ormanda geçiyorsa, bir sonraki olay da ormanda geçer. Başka bir yerde geçiyorsa, dekorun değiştirilmesi için, sahne bir süre karanlıkta kalır. Dekor değişimi, perde aralarına da denk gelebilir. Oysa film tekniğinde, şizofrenik geçişlere izin vardır. Dekor değiştirimi gibi bir sorun da yoktur.

Bergman’ın ‘Sihirli Flüt’ünde, oyuncuların sahne arkası halini de görüyoruz: Sahnede gelişen olaydan, bir anda Papageno’ya geçiyoruz. Uyumaktadır, uyanır, bir yere geç kalmış gibidir, eline beş sesli panflüdünü alır ve sahneye çıkar. Perde arasında, Tamino’yla Pamino, sahne arkasında satranç oynamaktadır.

 İnsanüstü varlıkların bir insana destek ya da köstek olduğunu sergilemek için, Bergman, sahipleri seyirciler tarafından görülemeyen eller kullanıyor. Tamino ve Pamina evlenirken, yanlara selam veriyorlar, yanlardan çiçekler gelip gidiyor ama izleyici, bu olayı oyuncuların bakış açısından değil, Onlar’ı karşıdan gören fakat yanlarında ne olup bittiğini görmeyen bir açıdan görüyor.

Bergman, film tekniğinin engin olanaklarını kullanmanın yanında, klasik tiyatro sahneleme tekniğini de sonuna kadar kullanıyor: Papageno’nun zil çalışı ile, kış, bahara dönüşüyor. Ağaçların üzerindeki kar, -sahneleme sınırları içerisinde kalınmasına karşın- yeşilliklere çevriliyor. Bu kış-bahar geçişi, gösteri dili üzerine çalışan herkesin kesinlikle görmesi gereken bir parça.

Sanatçılar, sözlerini, operaya özgü bir biçimde, müzikle söylüyorlar. Mozart’ın özgün metnindeki müzikli konuşmalar dışında, Bergman, bir de aralara müziksiz konuşmalar yerleştirmiş. Bu, opera hoşduyusu (estetik) açısından bir eksiklik sayılsa da, Bergman’ın çalışmasına ayrı bir renk katıyor.

Opera, gelecek yüzyılda ayakta kalabilecekse ya da -iyimser bir bakışla- yaygınlaşabilecekse, bunda, film-operaların rolü, büyük olacak. Bir şartla; film-operadan anlaşılan, geleneksel tiyatroculuk çerçevesinde sahnelenen bir operanın filme çekilmesi değil, Bergman’ın yaptığı gibi, operanın film tekniğiyle yoğrulması olduğu sürece...

Ulaş Başar Gezgin
http://www.ekolojikpolitika.org

Yazılar ve Makaleler Sayfasına Dön        Ana Sayfaya Dön