Notes
Slide Show
Outline
1
İSTER İNAN İSTER İNANMA
2
"Rippley’i bilirsiniz"

  • Rippley’i bilirsiniz. Yok, müzikle ilgili değil bu ad. Hani şu garip dünyamızın garip olaylarını derleyip resimleyen Amerikalı ressamı. Son yıllarda rastlamaz olduk dergi ve gazetelerde. Ya pek çok taklitçisi çıktığından, yada yaşlanıp çalışamadığından, yada dünyamızdaki tuhaflıkların artık kalemle ve fırçayla kovalanmayacak kadar çoğalmasından olacak çabasına son verdi galiba. Ancak insanoğlu doğuştan meraklı, doğuştan mütecessis. Yeniliğe, ilginç olaylara, tuhaflıklara eğilimini önleyemezsiniz. Hele tanınmış , ad ve ün yapmış kişilerin çevresindeyse bunlar. Ve hele sanatçılarsa veya sanatla ilintiliyse. Sanat tarihi şüphesiz bu konuda yapılacak bir derlemenin belki en zengin kaynağı. Böyle bir derleme çabası sonucu yalnız müzik alanında ilginizi çekeceğini sandığımız bazı notları sunacağız sizlere…
3
"16"
  • 16. yy’da Tomas Luis de Victoria adlı bir İspanyol bestecisi yaşamış. Eğitim ve öğrenimini İtalya’da yapmış, sayısız eser vermiş, bazı çevreler tarafından çağının en olumlu, en kabiliyetli müzikçisi sayılmış. Ve besteci “de Victoria” yanız kilise için bestelemiş, kilise için yazmış da, dindışı tek bir parça vermemiş.
4
"Ya Fransız opera bestecisi Etienne..."
  • Ya Fransız opera bestecisi Etienne Méhul’a ne dersiniz? İhtilal çağının bu ünlü müzik siması “UTHAL” adlı bir opera yazar, orkestrasında    keman kullanmaz.
5
"Gelelim çağımıza"
  • Gelelim çağımıza; 1945 yılında 2. Dünya Savaşı’nın yeni bittiği günler… Avusturya’daki Amerikan işgal bölgesinde akşam saat yediden sonra sokağa çıkma yasağı konmuştur. Salzburg civarındaki küçük Mittersil kasabasında devriye gezen bir Amerikan eri sokakta bir karaltı fark eder, durması için seslenir, karaltının yürüdüğünü görünce tüfeğini omuzladığı gibi basar tetiğe. Karaltı yıkılmıştır. Yaklaşıp fenerini tutar, altmış yaşlarında orta boylu bir adamdır yerde yatan. Şapkası yana fırlamış, gözlüğü kırılmıştır. Er bakar, hiçbir hareket yoktur. Ölmüştür altmışlık adam. Kültür dünyası ertesi gün öğrenir çağın büyük bestecisi Anton von Webern’in ölümünü. Viyana’dan kızını ve torunlarını görmeye gelen bu tuhaf insan, gene gerçekten garip bir biçimde hayattan ayrılıp gitmiştir. O anda unutmuştu yasağı belki ve kafasındaki ses bileşimleri arasında duymamıştı erin bağırışını…
6
"Atonal müzik akımının bu seçkin..."
  •     Atonal müzik akımının bu seçkin siması Webern, en kısa orkestra parçasının yazarıdır. 15 saniye sürer bu parça… Ayrıca yedi mezürlük bir müzik cümlesi üzerine “240 defa tekrarlanacaktır” notunu eklemiştir. Berlin’de çalındı bu eser. Ancak dört piyanist nöbetleşe çalarak çıkabildiler işin içinden. Beheri yedi mezürü, altmış defa tekrarlayabildi ve içlerinden biri “altmış birinci defa çalsaydım delirebilirdim…” demeyi unutmadı.
7
"Geçen yüzyılın ilk yarısında Paris..."
  •    Geçen yüzyılın ilk yarısında Paris Operası orkestrasının birinci kemancısı Chrétien Urhan tanınmış bir sanatçıymış. Çağının Meyerbeer ve Berlioz gibi bestecileriyle arkadaşmış. İşte bu kemancı Urhan pek dindarmış. Prova ve temsillerde sahneye arkası dönük durur, oradaki günahkar olay ve davranışları görmek istemezmiş. Operadaki görevliler onun katıldığı binleri aşan eserde bir defa bile bu inancını bozduğuna tanık olmamışlar.
8
"Bir İngiliz müzik meraklısı da..."
  •     Bir İngiliz müzik meraklısı da garip olayların kahramanları arasında, bu meraklı tutmuş, bütün Wagner operalarının kaç mezür olduğunu saymış. Örneğin bunlardan Reingold 3905, Parsifal 4347, Uçan Hollandalı 4432 mezürmüş. Meraklı bu tuhaf çabasının sonuçlarını “Musical Times” adlı dergiye yollamış, onlar da basmışlar tabii.
9
"Besteciler arasında pek çok dalgını..."
  • Besteciler arasında pek çok dalgını varmış ama rekor şüphesiz Aleksandr Porfiryeviç Borodin’in galiba. 19.yy’da yaşayan ve Rus müziğinin gelişmesinde büyük payı olan Borodin, bilim adamı ve askerdi. Evet, hem besteciydi ve hem de general rütbesinde askeri kimyager. Eh, bu kadar karpuzun bir koltuğa sığması kolay olmadığına göre Borodin’in dalgınlığını hoş görmek gerekir. Bir sabah üniformasını giyip kapıya yönelir, uşak ve hizmetçilerin kendisi görür görmez kaçışmaya başlamaları üzerine duraklar, bir de bakar pantolonunu giymeyi unutmuştur… Bir arkadaş toğlantısında yerinden fırlayıp şapka ve paltosunu istemesi üzerine toplantıdakilerden biri nereye gideceğini sorar, Borodin cevap verir: “Eve dostum, uzun bir yolum var ancak giderim.” herkes birbirinin yüzüne bakar, sonra müthiş bir kahkaha kopar, çünkü Borodin kendi evindedir…
10
"Borodin diyince Prens Igor gelir..."
  • Borodin diyince Prens Igor gelir akla… Büyük bir sahne eseri, opera sanatı alanında lirik, tatlı bir anıttır Prens İgor. Günlük işleri arasında güçlükle yazabilmiştir eserini Borodin. Ozan Stassov’la metni tamamlayabilmiş, sonra dura yürüye, düşe kalka müziklendirmeye koyulmuştur. 1877’de 44 yaşındadır. O yıl yazdığı bir mektuptan satırlar: “Yaşlandıkça meslek görevleri, bilim ve sanatın girdabı büyüyor. Beri yanda zaman bir ekspres gibi geçip gitmekte. Sakaldaki ak teller çoğalıyor, yüzdeki çizgiler derinleşiyor. Ve yüzlerce işe sarılıyoruz durmadan. Bitirip bitirmeyeceğimizi düşünmeden. Ruhumda daima bir ozan yön var. Ona güvenip opera bestelemeye kalktım. Ne yapayım ki ağır ilerliyor. Üstelik bitmiş olan bazı partilerini, bir arada bir koro bölümünü bir konser programına aldılar. Şimdi herkes bir operaya çalıştığımı biliyor ve ben kendimi bekareti kaybolmuş bir kıza benzetiyorum…”
11
"Prens İgor’un yazılışı başlı başına..."
  •     Prens İgor’un yazılışı başlı başına bir serüvendir. Ve bu serüvenin baş kahramanlarından biri de Rimski-Korsakof’dur. Bu kabiliyetli sanatçı, bu vefalı dost, bu büyük öğretmen eserin doğumu konusunda hem Borodin’e baskı yaparak, hem kalemiyle yardımcı olmaya çalışmış fakat tamamlanmasını sağlayamamıştır. Prens İgor’un eksik bölümleri Borodin’in genç sayılacak yaşta ölümünden sonra yine Rimski-Korsakof ve Liyadov’un çabalarını gerektirecek, eser ancak üç yıl sonra sahneye konabilecektir. Orta çağda Rus başbuğu Prens İgor, Peçenek Türkleriyle savaşa gider. Peçenekler tarafından tutsak edilir, ordugahta başbuğ Konçak Han tutsak onuruna bir şölen ve gösteri düzenler. İşte ünlü Poloveç veya Peçenek dansları bu renkli gösterinin sesidir.
12
     Aleksandr Porfiryeviç Borodin
13
"Müziğin “İster inan"
  • Müziğin “İster inan, ister inanma” sütun veya çerçevelerinde yer alabilecek simalarından biri de Daniel Steibelt olabilirdi. İyi bir piyanist, çok hızlı bir besteciymiş Steibelt. Napoleon’un Austerlitz zaferinden sonra “Savaş Tanrısının Bayramı” adlı bir opera besteleyip bir ayda tamamlayıvermiş. İki kusuru varmış Steibelt’in; ıslah kabul etmez bir kleptoman oluşu ve kendisini çağının devi Beethoven’le kıyaslaması. İnsafsızca aşırırmış beğendiği melodi ve fikirleri. Tabii o zaman şaşmamak gerekiyor hızlı yazışına. Beethoven’le da tanışmış Steibelt. Viyana’da Kont Fries’in evinde rastlamışlar birbirlerine. Ertesi hafta buluşmalarında yeni bestelediği bir beşliği getirmiş Beethoven’e, eser çalınmaya başlayınca birinci bölümün melodi ve değişimleriyle kendi Op.11 “Üçlü”sünden aldığını gören Beethoven’in adamın bütün notalarını yırtışı ünlü bir olaydır. Steibelt’in tüm yazdıkları layık oldukları yeri bulmuş, kütüphane ve arşivlerin tozlu raflarında unutulup gitmişler. Ancak bir buluşu yaşıyor: “Ped.” kısaltması. Piyano partilerinde pedal kullanılması gereken yerlere konan “Ped.” kısaltmasını o düşünmüş, ilk o uygulamış. Eh o kadar yararı dokunmuş Steibelt’in…
14
"Karışık siyah sakalı"
  •  Karışık siyah sakalı, gri ipekli kumaştan ceketi, yüksek yakalı gömleği, çok iri kravatı, kelebek gözlüğü, siyah silindir şapkası ve renkli şemsiyesiyle yüzlerce metre öteden tanırlarmış Eric Satie’yi. Müzik öğrenimini tamamlayamamış olmasına karşılık Debussy’nin güvendiği bir danışman. Cocteau, Picasso, Rolland gibi seçkin fikir ve sanat adamlarının dostuymuş. Verim ve fikirleriyle Fransız “Altınlar” grubuna ışık tutmuş, müzik sanatının modern yönelişlerini etkilemiş Satie. Paris civarında Arceuil’de oturur, şehre yaya gider, yaya gelirmiş.Cocteau bu özelliğinden bahsederken: “Herhalde melekler getirip götürüyorlardı onu” der. Tek odada oturur, kimseyi sokmazmış içeri. Parayla pulla alışverişi de yokmuş. Basacağı bir eseri için para ödemeye kalkan yayınevi sahibine ağız dolusu küfürler ederek kapıyı vurup çıkması meşhurdur. “Parade” adlı bale süitini eleştiren bir yazara her gün posta kartlarıyla küfür sağanakları yağdırması üzerine 8 gün hapse mahkum olmuş Saite, fakat bu cezası ertelenmiş. 1925’de öldüğü gün odasına girenler şunları bulmuşlar; güveler tarafından yenmiş ve hiç giyilmemiş yirmi kadar ipek ceket, elliyi aşkın gömlek, ondan fazla yelek ve yine hiç takılmamış 200 kadar gömlek yakası.
15
     ERIC SATIE
16
"Bir büyük bestecinin merakı da..."
  •    Bir büyük bestecinin merakı da müzik tarihinin garabetleri arasına katılabilir rahatça: 19.yy’ın ünlü Bohemyalı müzikçisi Anton Dvorak’ın trenlere ve trenle ilgili her şeye düşkünlüğü. Prag’da bulunduğu yıllarda kentin en büyük tren istasyonu Franz Joseph garına gider, gişe memurlarından başlayarak hamallarla, hareket memurlarıyla, tren makinistleriyle konuşur, tarifeleri ezbere bilir, kalkış ve varışları denetlermiş. Konservatuarda profesörken cebinden trenli saatini çıkarır, 11.20’de gelmesi gereken Brünn-Prag ekspresinin gelip gelmediğini sorması, katarın lokomotif sürücüsü Yaroslav Votruba’nın kendisine anlatacak bir şeyi olup olmadığını anlaması için öğrencilerden birini yollarmış gara. Bu öğrenciler arasında sonradan ün yapacak Suk, Novak, Fibich, Nedbal ve Lehar gibi müzikçiler de defalarca yer almışlardır.
17
"Kızı Ottile ile nişanlı olan..."
  •    Kızı Ottile ile nişanlı olan geleceğin değerli müzikçisi Joseph Suk, doğduğu şehri ziyaretten Prag’a dönünce sorguya çeker Dvorak: “Nasıl geçti yolculuk?” Öğretmeni ve kayınpederinin merakını bildiğinden kendini hazırlayan Suk cevap verir: “Mükemmel… 2’yi 34 geçe tam zamanında Krekociç’e geldik… 3’ü 18 geçe Benschau’ya ulaştık… Lokomotif su aldı. On dakika sonra kalktık… 6’ya 14 kala Prag’a vardık. Trenin numarası 10726 idi…” Dvorak birden parlar; “Tanrım şu deveye bakın, bilmiyor musun ki 10726 ancak lokomotifin fabrika numarası olabilir. Benschau katarının numarası 187’dir.” kızına dönüp devam eder: “Ve sen de böyle bir adamla evlenmek istiyorsun ha?”.
18
     Anton Dvorak
19
"New York Şehir Konservatuarı yöneticiliğine..."

  •    New York Şehir Konservatuarı yöneticiliğine getirilince merakının cennetine düşer Dvorak. Her akşam bir defa kentin en büyük garı Grand Central’a gidip dev lokomotifleri, yataklı vagonları, lokanta vagonlarını seyreder, lüks Chicago ekspresi kalkınca evine dönermiş…
20
"www"
  • www. beethovenlives.net


  • Hazırlayan
  • Ersin Engin